Fenci Fatih Hoca

DNA'MIZ NASIL DEĞİŞİYOR? -1-

DNA’MIZ NASIL DEĞİŞİYOR-1-

Dünya üzerindeki tüm canlıların DNA (Deoksiribo Nükleik Asit) dediğimiz yaşam şifrelerinin bulunduğu genetik yapıları vardır. Göz rengimiz, kısmen boy uzunluğumuz, kan grubumuz, huyumuz, v.b. tüm özelliklerimiz bu DNA ile atalarımızdan gelir. Atalarımız derken sadece anne babamız değil yaklaşık 7 kuşak geriden gelen çoğunluklu ve çok daha eskilerden gelen DNA şifrelerimiz vardır.

            İsterseniz biraz ortaokul 8. Sınıf fen bilgisi dersini hatırlayalım. DNA üzerinde Adenin, Timin, Guanin ve Sitozin denilen organik bazlar ve bunların her birine şeker ve fosfat bağlanmasıyla da nükleotidler oluşur. Bu 4 farklı nükleotidin dizilim sırası ve sayısı özelliklerimizi belirler. Ayrıca her zaman Adenin karşısına Timin ve Guanin karşısına Sitozin gelmek zorundadır. Ama bazı durumlarda gelemeyebilir. Bu da yapısal- işlevsel bozukluklara ve genetik hastalıklara neden olur. Bu durumlara da Mutasyon denir. Örneğin; röntgen odasının kapısında “hamile ve hamilelik şüphesi olanlar giremez” yazar. Çünkü yeni oluşan zigot veya embriyoda mutasyon gerçekleşmesin diye. Antibiyotikler, aşırı güneş ışığı, kimyasallar, röntgen ışığı, radyoaktif madde gibi birçok faktör de mutasyona neden olabilir. Çok uzun konular olmasına rağmen bu tip yazılar sonlara doğru okunmaz diye kısa kısa maddelerle çok önemli olduğunu düşündüğüm birkaç noktaya değinmek istiyorum.

  1. KOMŞULARA, ARKADAŞLARA GİDERKEN ABUR CUBUR YERİNE MEYVE GÖTÜRMEYİ GELENEK HALİNE GETİRSEK: Burada esas vurgulamak istediğimiz nokta her gün yiyip içtiğimiz yiyecek ve içecekler içerisinde bulunan kimyasallar hani misafirliğe giderken de poşet poşet çocuklar sevinsin diye aldığımız abur cuburlar var ya hani –çocuklar sevinsin, onlara iyilik yapayım diye- renkli paketlerde, çocuklarımızı cezbedici bir de üzerine çizgi film karakterleri basıldı mı değmesin kimse çocuğumuzun keyfine, bizim bile ilgimizi çekici yiyecekler işte onlar. Aslında ne yaptığımızı bilmeden acaba kötülük mü yapıyoruz en değerli varlıklarımıza? Acaba abur cubur almak yerine misafirliğe, komşulara giderken çocuklar sevinsin diye abur cubur yerine meyve götürsek ve bunu alışkanlık haline getirsek, çevremize yaysak daha iyi olmaz mı?

     

  2. KOKULARIN ÇOK YAYGINLAŞMASI: Büyük alış veriş merkezlerine, mağazalara girdiğimiz zaman duyumsadığımız koku, beynimizi direkt olarak etkilemektedir. Kokular çeşitlerine göre insana para harcama isteği, cesaret, özgürlükçü, acıkma hissi, susuzluk (içecek) hissi, acıma duygusu, hüzün, depresyona sevk, v.b. gibi duyguları atak hale getirir. Hatta bazı yiyeceklerin dışına bazı kimyasallar sürülerek (bu kimyasallar özel laboratuvarlarda çok uzun süren uğraşılar sonucunda hazırlanmaktadır) pişirilmeye başlandığı anda insan beyninde cezbedici bir acıkma hissi oluşturmaktadır. Böylece alış veriş, yeme içme duyguları depreşmekte ve kişinin beynini etkilediği için kişi kan şekerini otomatik olarak düşürmekte ve açlığa karşı koyamamaktadır. (Ayrıca bu yiyeceklerin içindeki MSG (Monosodyum Glutamat) yani Çin Tuzu denilen gıda katkı maddesi konusuna ilerleyen süreçte değineceğiz).

     

     

  3. HER TÜRLÜ KİMYASAL TEMİZLİK MALZEMESİ: Kir ve lekeleri çıkarmak için sürekli daha güçlü daha fazla daha etkili temizlik malzemeleri yarışında insanlık çok ilerledi (!). Çıkmayacak düzeydeki lekeleri, kirleri anında çıkartan temizlik malzemelerimiz acaba bunu yaparken solunum yoluyla akciğerlerimizi hasta ediyor mudur? Yoksa akciğer kanserinin son yıllarda artmasına bu malzemelerinde etkisi var mı? Ya da annelerimiz sık sık tuvalet ve banyoları çabuk buharlaşan, çok güçlü kimyasallarla temizledikleri için mi genç yaşta astım, nefes darlığı yaşamakta ve ömür boyu bu hastalıkları çekmekte?

  4. GÜZEL KOKMAK VE GÜZELLİK MALZEMELERİ: Her gün ne kadar güzel kokuyoruz, ne kadar güzel makyaj yapıyoruz. Cildimize sürmediğimiz sıvı, krem kalmadı. Evlerimize otomatik koku sıkan makineler aldık, arabamızı yıkattıktan sonra tertemiz olmasına rağmen oto yıkamacı birde dikiz aynamıza asmak için koku süngeri verdi. Şimdi anlamadığım nokta arabamız zaten tertemizken içi mis gibi kokarken birde niçin dikiz aynasına koku süngeri asalım ki (popüler kültür oluşumu adına olabilir mi?). Bir parça beze ıhlamur, kekik, adaçayı, çörekotu v.b. doğanın nimetlerinden bir tutam sarıp koysak ta o koksa daha iyi olmaz mı?

     

  5. İLAÇLAR, ELEKTRONİKLER, AVM’LER: Kullandığımız ilaçlar, yiyeceklerimizdeki katkı maddeleri, her çeşit temizlik malzemeleri, elektronik aletlerin yaydığı elektromanyetik dalgalar, içtiğimiz su ve barındığı plastikler- evimize gelen boruların kimyevi yapısı, kimyasal tarım, üst düzey teknolojik televizyon, tablet (özellikle yavaş yavaş aile ve arkadaş ortamında herkesin elinde tablet olması ve telefonlarla zamanı harcamak son zamanların modası) ve bilgisayar…… o zaman bizler böyle davranırsak çocuklarımızın şu anki monotonluğuna, tek yönlü iletişimlerine, içe kapanıklıklarına, olaylara sessiz kalmalarına, asi ve sinirli davranış göstermelerine, tahammüllerinin düşük seviyede olmasına ne düzeyde tepki vermeliyiz? Doğum günü veya mutlu bir anımızda çocuklarımızı AVM’ lere götürmüyor muyuz? Orada her mağazaya giriş çıkıştaki alarmlardan geçerek manyetik alan yüklenmiyor muyuz? Hele birde annelerimiz veya hanımlarımızla gidersek aynı mağazaya 3-4 kere girip çıkmıyor muyuz? Hangimiz ormana, yürüyüşe, pikniğe gidelim, komşulara gidelim, arkadaşlarımızı davet edelim, sosyo kültürel kapalı alanlara gidelim diyoruz. Bunları yapması çok mu zor?

     

          Aslında bunların hepsini biliyoruz. Ancak bilmemiş olmayı mı tercih ediyoruz…    yoksa çoktan tercih hakkımızı kullandık ta…. haberimiz mi yok…

     

     

    Fatih BOZYİĞİT

                          

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
1450 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 2°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam80
Toplam Ziyaret126185